24 Ocak 2011 Pazartesi

her şeyin anlamlı olduğu zamanlar vardı bir şeyler için savaştığım zamanlar o kadar çok zaman vardı ki birileri için uğraştığım aslnda o uğraşlar kendimi kurtarmak içinmiş. kendimi kaybedince anladım. uğraşmak can yakarmış eğer seversen değer verirsen canın yanarmış onca zaman verilen savaşlar başkaları için uğraşlar aslında her şey bir gün ölmek ve yeniden doğacağın güne hazırlanmak içinmiş. yeniden doğmak tarifsiz bir şeymiş ama güzelliğinden değil hissizliğinden geçmiş acı vermez eskisi  kadar gelecek korkutmaz her yanın leş kargalarıyla çevrilsede gülüp geçersin yanacak bir can kalmamıştır artık ortada biraz ordan biraz burdan derken haritası silinir ruhunun ortaya uçsuz bucaksız bir çöl çıkar ağaçlar hayal kadar güzel sayılsada susuzluktan kurumuş kabuğu adeta acıdığını belli eden çıtırtı sesleri arasında ölüme koyuverir kendini her şey çöldeki kadar düz ve bulanıktır
etrafındakiler neden böyle olduğunu sorarlar kimi dudaklardan sen eskiden böyle değildin gibi anlamsız sorular dökülür cevap vermek bile anlamsız geldiğinden susarsın oysa her şey o kadar alışılmış ki

14 Temmuz 2010 Çarşamba

bütün bildiklerimi bir kenara bıraktım bu sabah
kitapları karıştırırken tamda  kapının önüne koymaya niyetlenmişken
tozlanmış bir tanesinden bir fotoğraf düştü yere
pürüzsüz bir fotoğraf sanki yıllar hiç eskitmemiş
tüm geçmiş bir anda canlandı ellerimin arasında
üzülmeli miydi yoksa sevinmeli mi
onca zaman geçmişi yırtıp atmışken savurmuşken rüzgarla
bunun pişmanlığı kaplamıştı içimi
garip bir sevinç kapladı içimi
ellerimin arasında duran pişmanlığımdı
garip bir düşünce dolaşmaya başladı kelimelerimde
tekrar geçmişe sahip olmanın sevincimiydi bu
yoksa günün birinde gidip kapıyı çalacağım intikam  için mi

3 Mart 2010 Çarşamba

Güçlüymüş zaman, güç değil midir acıtan.Bir kaçak kadar cesur olsaydık kaçabilseydik belki kan kızılı olmazdı resimler. geçtiğim yerlerde cesetler var kimlikleri belirsiz failleri meçhul. Göremiyorum yüzlerini, üstüne basıp geçtiğimde kırılma seslerini duyamıyorum boş bir bedenden bile daha boş olmuşlar.

12 Ocak 2010 Salı

Yalnızlığım bir basamak daha çıktı bu gece.
Ve yarın uyandığımda hiçbir şey olmamış gibi,
Buhar olup uçmuş olacak tüm yalnızlığım.
Hiçbir önemi olmayacak.
Baktığım tüm kadınlar etten kemikten ibaretti
Baktığım tüm vücutlar etten ve kemikten
Tüm düşünceler kısıtlı
Eksikti hep bir şeyler
Dokunsam da hissedemezdim
İçip içip kaybolurdum sokaklarda
Düşüncelerimi kaybederdim
Ve kendimi…
Sonra oturup saatlerce insanları izlerdim
O kadar amaçsız bir o kadar ders verirlerdi
Güneşli bir günde seni gördüm bir ara
Güneş yüzünü parlatıyordu
Gökten inmiş gibi berraktın
Kalbime bir şeyler fısıldanmaya başladı o an
İçini görebiliyordum sanki
Dokunabilirdim
Hiç tanımasam da anlatabilirdim seni saatlerce
Bu bir çeşit aşk olmalıydı
Seninle büyüyüp şekillenecek
Bir çeşit kitap olmalıydı bu sayfaları boş biz yazalım diye…
Tanıştık, haklıymışım, ben düşüncelerine dokundum
Sana anlatmama gerek yoktu
Biliyordun zaten her şeyi
Biliyordum zaten tüm düşüncelerini
Geriye sadece keşfetmek kaldı…
Konuştukça yaşadıklarımızın bile aynı olduğunu keşfettik
Her gün biraz daha artan sevgi
Her gün biraz daha büyüyen aşk olmalıydı bu
Öğrendim sevmeyi, aşkı, acıyı, tatlıyı , huzuru
Sonra sen kayboldun birden
Kayboldum birden
Ete ve kemiğe dönüştü yine tüm vücutlar
Düşünceler kayboldu
Ruhlar anlamsızlaştı
Tıpkı eskisi gibi
Esip geçen bir rüzgar gibi

Etten Kemikten Vücutlar

Baktığım tüm kadınlar etten kemikten ibaretti
Baktığım tüm vücutlar etten ve kemikten
Tüm düşünceler kısıtlı
Eksikti hep bir şeyler
Dokunsam da hissedemezdim
İçip içip kaybolurdum sokaklarda
Düşüncelerimi kaybederdim
Ve kendimi…
Sonra oturup saatlerce insanları izlerdim
O kadar amaçsız bir o kadar ders verirlerdi
Güneşli bir günde seni gördüm bir ara
Güneş yüzünü parlatıyordu
Gökten inmiş gibi berraktın
Kalbime bir şeyler fısıldanmaya başladı o an
İçini görebiliyordum sanki
Dokunabilirdim
Hiç tanımasam da anlatabilirdim seni saatlerce
Bu bir çeşit aşk olmalıydı
Seninle büyüyüp şekillenecek
Bir çeşit kitap olmalıydı bu sayfaları boş biz yazalım diye…
Tanıştık, haklıymışım, ben düşüncelerine dokundum
Sana anlatmama gerek yoktu
Biliyordun zaten her şeyi
Biliyordum zaten tüm düşüncelerini
Geriye sadece keşfetmek kaldı…
Konuştukça yaşadıklarımızın bile aynı olduğunu keşfettik
Her gün biraz daha artan sevgi
Her gün biraz daha büyüyen aşk olmalıydı bu
Öğrendim sevmeyi, aşkı, acıyı, tatlıyı , huzuru
Sonra sen kayboldun birden
Kayboldum birden
Ete ve kemiğe dönüştü yine tüm vücutlar
Düşünceler kayboldu
Ruhlar anlamsızlaştı
Tıpkı eskisi gibi
Esip geçen bir rüzgar gibi

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ben Kokan Satırlar

Anlamak bu kadar mı zordur bir insanı?Kolay mı gözlerdeki sevgiyi öfkeye,nefrete çevirmekKüçüktüm bir zamanlarKötülük nedir bilmezdimMasum çocukça oyunlar oynardımÇok küçüktümBen çocuk oyunları oynardımAma hiç çocuk olmadımAcıyla olgunlaşırmış insan Ben kendimi bildim bileli hep olgunlaştımAma hala devam etmiyorumNeden mi?Masumluğumu kaybettimGözlerimdeki sevgiyi çaldılarArtık masumiyet bakiri değilimAlın sizin olsun hepsiBağışlıyorum onları sizeMasum bakışlarımı saf düşüncelerimiÇoktan dağıttım hepsiniÇöl ortasında susuz kalmış gibiydinizKarşınıza çıkan bir çocugun suyunu çalıyor gibiİzledim…Bakın artık bende büyüdümAma hala sizden birisi değilimSaf kötülüğü saf iyiliği hediye ettiniz banaİyilik zaten hep vardı ama siz onu saklamamı sağladınızÖfkenin nefretin tohumlarını attınızO küçük saf çocuğa…Suladım onları büyüttümAma tek başıma değilHer şey sizin katkılarınızla…Arada birkaç iyi insanOnlarda kendi hayatlarının kaygısına düşmüş.Bir dünya kurdumİçinde o küçük çocugu saklıyorumAnahtarıysa bende değilBir gün açılır mı diye merak da etmiyorumMadalyonun iki yüzüyüm benDiğer yüzüm kayboldu